KUL HAKKININ SORULMASI

Kul hakkının sorulması: Bu uygulamaya görgü, tarik, baş okutma erkânı gibi isimler verilir. Alevi-Bektaşi ibadetleri, “Dört Kapı-Kırk Makam” ilkelerine göre uygulanmaktadır. Bu kapılar, şeriat, tarikat, marifet ve sırrı hakikat kapılarıdır. Bu kapıların detayları, “dört kapı-kırk makam” bölümünde uzun uzun anlatılmıştır. Dört kapının birincisi olan şeriat kapısı, her isteyenin girip katılabileceği ibadet cemleridir.

Alevi-Bektaşi inancı bir tasavvuf yolu olduğu için şeriat kapısındaki bir insan, kendisine düşünce olarak ne verilmişse onu alır. Varlığı şekilden ibaret sanır. Yüzeysel algılar, şekiller ve renklerin gerisindeki özü göremez. Algı dünyası,  beş duyu organının sınırlarını aşmaz. Ne duygu ve ne ruh yönünden ne de bilgi yönünden bir olgunluğa ermemiştir. mürşitler,   bu gibi kimselere, henüz olgunlaşmamış anlamına gelen  “ham ervah” derler.

Henüz şeriat kapısında bulunan  kişi, aradığı soruların cevabını bulmak ve aydınlığa giden yolu aralamak için kendisine bir pir, yani mürşit bulur. Bu mürşit sayesinde şeriatı yavaş yavaş aşarken, kendisinin tarikat makamına doğru ilerlemiş olduğunu fark eder. Böylece  Hakk’a erişmenin yolunun ancak ruhi ve köklü bir tekemülden geçtiği gerçeğini idrak etmeye başlar. Bunun sonucunda ise kendisi için artık yeni bir doğumun başlamak üzere olduğunu anlar. Daha önceki doğumu “ kan bağı vasıtasıyla bir anadan doğmak” olduğunu anlar. Bununla yetinemeyeceğini anlayarak, babadan veya mürşitten doğma anlamına gelen ikinci doğumun, yani  manevi-ruhi bir doğum olacağının bilincine varır. Ve sonu gelmez ruhi yolculuklarda ve içsel yaşantıda kendisine yol gösterecek olan bir usta aramaya başlar.

Bunun sonunda da bir mürşide intisap ederek Hakk’ın ve halkın huzurunda ikrar vererek yeminli bir talip olur. Buna nasip alma da denir.

Mürşitler (inanç önderleri), sadece  ikrar veren veya hem ikrar hem de dört canın bir araya gelerek musahip olan talipleri, yani yol ehlini; devamlı olarak takip ederler. Her yıl bu kimseleri, cem ibadetinde, yani halkın ve Hakk’ın huzurunda “dâr” meydanında sorgudan geçirirler. [1]

Bu hizmetin yerine getirilmesindeki maksat şudur. Yüce Allah Kur’an’da: “Nefsini kötülüklerden arındıran, kurtuluşa ermiş. Onu kötülüklere gömen ise ziyan etmiştir” [2] buyuruyor. Bir başka ayette de: “Hiçbir günahkâr, bir başkasının günahını yüklenemez. Sen ancak Rabb’lerinden için için korkanları ve ibadet edenleri uyarırsın. Arınıp temizlenen, kendi benliği için arınıp temizlenir, dönüş Allah’adır.”[3] Bu arınmanın tek yolu da vereceğimiz şu örnektedir.

Örneğin, yıllık sorgusunu yaptıracak olan kimseler, mürşidin huzuruna gelip dâr-a durup şu tercümanı okurlar: “Bism-i Şah Allah, Allah! Can-ı dilden bel bağlayıp evliya erkânına. Hamd-ü lillâh yine durduk pirimin divanına. Çok kusurumuz var el aman zikrederek sığınıp geldik erenler lütfü ihsanına. Canımız kurban, tenimizi kıldık bu yolda tercüman. Allah eyvallah candan, pirimin fermanına” diyerek özlerini dâr-a çekerler.

Mürşit darda duranlara: “Eyvallah canlar, şu anda ölmeden önce ölüp, davanızı mahşere bırakmamak için Hakk’ın ve halkın huzurunda özünüzü “dâr-a” çekmiş bulunuyorsunuz, ikrarınızda sabitkadem misiniz?” diye sorar. Talipler: “Eyvallah” derler.

Mürşit: “Cenabı Allah Kuran’da: “Ey huzura kavuşmuş insan! Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak” [4] buyuruyor. Kul kuldan razı olursa, Allah’ta o kuldan razı olur. Bunun için de bir kimse, beraber yaşadığı kimselerden, komşularından ve cem halkından razılık alması gerekir. Şimdi ben size soruyorum: “Ey Hakk-Muhammed-Ali yolunun yolcuları!“ Bu cemden, dışarıdan veya sonradan birisi gelip sizden istekli olup, hak, hukuk talep ederse, talebinde de haklı ise helalleşmeye razı mısınız?”

Talipler: “Eyvallah pirim! Döktüğümüz varsa dolduracağız, ağlattığımız varsa güldüreceğiz, yıktığımız varsa kaldıracağız. Eğer üzerimizde kul hakkı varsa helalleşeceğiz, kulun hakkıyla ulu divana gitmek istemeyiz. Bunun için de ölmeden evvel bu meydanda öleceğiz” derler.

Mürşit: Cem’de bulunanlara hitaben: “Eyvallah canlar! Huzura gelmiş olan bu canlar, “mahşer” davalarını burada, bu meydanda vermek üzere şu anda mahşer seccadesi üzerinde özlerini “dâr-a” çektiler: “döktüğümüz varsa dolduracağız, ağlattığımız varsa güldüreceğiz, yıktığımız varsa kaldıracağız” diyorlar. Ölmeden önce ölmüş ve bütün benliklerinden geçmiş olan bu kardeşlerinizden razı mısınız? Cenabı Allah, “eğer tövbe ederseniz, ben sizin tüm günahlarınızı bağışlarım, ancak, bana kul hakkı ile gelmeyin buyurmuştur. Kul kuldan razı olursa, Allah’ta o kuldan razı olur. Evet canlar! Bu kardeşlerinizden razı mısınız?” üç defa sorar. Tüm canlar: “Eyvallah pirim! Bizim kendilerinde bir hakkımız, hukukumuz yoktur, bilmeyerek bir hakkımız geçti ise, helâl olsun, helâl olsun, helâl olsun” diyerek üç defa tekrar ederler.

Mürşit, tekrar görülecek taliplere dönerek: “Ey Hakk’a dosdoğru giden yolun yolcuları! Bu meydan Hakk’ın tecelli meydanıdır, siz kendinizi bilirsiniz, dilinizdeki bize, kalbinizdeki size, el gövdenin kaşındığı yeri bilir, dilinizle söylediğinizi kalbinizle de tasdik ediyorsanız,[5] seccadeye niyaz edin” der. Secdeye varan taliplerin üzerine beyaz bir örtü örtülür.

Yedullah Ayeti

Mürşit: Taliplerin ellerini eline alıp “el ele el Hakk’a olsun” diyerek, önce Kur’an’dan:“O seninle el tutuşup sözleşenler var ya, onlar gerçekte Allah ile biatleşiyorlar. Allah’ın eli onların elinin üstündedir. Kim “ahdini” bozar, döneklik ederse kendi aleyhine döneklik etmiş olur. Ve kim Allah’a verdiği sözde vefalı davranırsa, Allah ona büyük ödül verecektir.” [6] ayetini, daha sonra da Nasrun minallahi ve fethun karib ve beşşiril müminin Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali. [7] ayetlerini okur. Daha sonra da “Nad-ı Ali” duasını okur.

 Tarikçi: Bu arada cemin tarikçisi de önce: “Andolsun, Allah Mü’minlerden, o ağacın altında sana biat ettikleri sırada hoşnut olmuştur [8] Kuran ayetini okur ve arkasından:

Bism-i Şah Allah, Allah! Bercemâli Muhammed-Ali, Kemâl-i Kadir, İmam Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin’i pir bilip verelim Muhammed Mustafa’ya ve Ehl-i Beyti’ne Salavât. Allahümme salli alâ Muhammed ve alâ Âl-i Muhammed. Günahkârız  günahımızı affet ya ilâhi! Ali dergâhta, Hüseyin Kerbelâ’da sırrı Hakk için tövbe günahlarımıza estağfurullah, estağfurullah, estağfurullah. Hal erenler halidir, yol erenler yoludur, gafil olmayın ey canlar! İnen üstat elidir. Üstad-ı Ali, izn-i halife, destur ya pir” der.

Mürşit: “Pençe-i Al-i Aba” der.

Tarikçi: “ Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali, Şah İmam Hasan, Şah İmam Hüseyin” diyerek tarik çubuğunu taliplerin üzerine değdirerek çeker. [9]

Bu işlemden sonra talipler, kalkıp “Ve lillâhil maşriku vel magribu feeynemâ tüvellu fesemme vechullâh” [10] diyerek Tarik’e niyaz ederler. Daha sonra tarikçi sol başta, görgüden geçenler sağda “dâr-a” dururlar.

Mürşit: “Ya ilâhi! Bu tariğin altından geçenin, suyundan içenin (pişmanlık suyu) [11] dilde dileklerini, gönülde muratlarını ver. Burada sorulanlar ulu divanda sorulmaya, yunmuşlar pâk ola, iki cihanda Allah, Muhammed Ali’nin şefaatına nail olasınız. Gerçeğe Hü Mümine Ya Aliyy Hü!..”diyerek dua verir. Bunun ardından görgüsü yapılan talipler, tekrar yere niyaz edip, ayağa kalkarlar ve önce mürşide, arkasından cemde bulunan tüm canlara niyaz ederler, cemde bulunan canlar da onlara; “miracınız kutlu olsun” diyerek kutlamada bulunurlar. Eğer cemaat çok kalabalık ise, sadece hizmet görenlere niyaz ederler ve “cümleden cümleye “ diyerek yere secde edip yerlerine otururlar.

Bu anlattığım erkân, yukarıda da söylediğim gibi, “tarik” erkanıdır. Bazı yörelerde “pençe veya baş okutma” şeklinde yapılmaktadır. Nasıl yapılırsa yapılsın, önemli olan insanın kendi özünü “dâr-a” çekip, helallik istemesi ve üzerinde kul hakkı bırakmamış olmasıdır.  Ancak, şunu unutmayalım ki, ister pençe çekilsin, ister tarik çekilsin isterse baş okutma şeklinde olsun, muhakkak Hakk’ın ve halkın huzurunda yapılmış olmasıdır. Tüm canlardan helalik alınmalıdır. Bir insan, hayatı boyunca yaptıklarının hesabını ancak bu meydanda Hakk’ın ve halkın huzurunda verebilir. Yarın bu âlemden Hakk’a gittiği zaman, orada hesap verilemez. Bir ozanımız: “Müminin suali ahrete kalmaz, cevabı burada verebilirse” diyor. Evet, cevap burada verilmelidir. Eğer, sorgusuz-sualsiz, tarikten geçilirse, yine sorgusuz-sualsiz, baş (taç) okutulursa, bunun ne anlamı olur ki. Yukarıda anlatmaya çalıştığım gibi, Hakk’ın ve halkın önünde sorgu-sual yapılmalıdır. Eğer böyle yapılırsa, senede bir defa veya en çok iki defa tarikten geçmek yeterlidir. Eğer, sorgu-sual yapılmazsa, her gün tarikten geçsen neye yarar.

 

Hakkı SAYGI  (BABA)

 



[1] Bu hizmet Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinde ve oradan Türkiye’ye göç eden Bektaşi Sürekleri arasında yıl içersinde birkaç defa “Tarikten Geçme” olarak uygulanır. Bazı Bektaşi Süreklerinde ise “Baş veya Taç” okutma şeklinde senede bir defa, uygulanır. Genelde ise “Görgü Hizmeti” olarak senede bir defa uygulanmaktadır. Genelde “tarik veya pençe” çekilir.

[2] Şems Suresi, 9, 10

[3]  Fatır Suresi, 18

[4] Fecr Suresi, 27, 28

[5] Mürşit:  “El gövdenin kaşındığı yeri bilir. Dilinizle söylediğinizi, kalbinizle tasdik ediyorsanız seccadeye düşün” dediği zaman, dârda duran talipler, kusurlarını biliyorlarsa; elbette ki vardır, kul kusursuz olmaz. O vakit bundan sonraki görgüye, bu  kusurlarından arınmış olarak  Hakk’ın ve halkın önünde tertemiz geleceklerine dair içlerinden yüz bin defa tövbe ederler. Temizlenmiş olarak gelmek için çaba gösterirler. Bu belki uzun bir zaman alabilir ama  bir gün bakarsın ki analarından doğduğu günkü gibi tertemiz, bu seccadeye düşerler. İşte o zaman, kul Allah’tan, Allah’ta kuldan razı olur. Böylece hem kendileri, hem de bağlı oldukları cemin babası veya dedesi, gerçek gayelerine ulaşmış olurlar. Eğer, sorgu-sual edilmeden, sadece alışkanlık haline getirilen tarikten geçmek, taç okutmak, görgüden geçmek, insana pek fazla bir yarar sağlamaz. Çünkü bir ozanımız: “Mümin’in suali ahrete kalmaz, cevabı burada verebilirse” diyor. Cevap, ancak ve ancak can bedende iken verilebilir.

[6] Fetih Suresi, 10 (Yedullah Ayeti)

[7] Saff Suresi, 13

[8] Fetih Suresi, 18

[9] Bazı hallerde tarik çubuğu yerine “el-pençe” çekilir. Bazı süreklerde “taç tekbirlenir”, buna “baş okuma” da denir.

[10] Bakara Suresi, 115 :Anlamı: Siz nereye dönerseniz, orada Allah’ın yüzünü görürsünüz.

[11] Tarik hizmetine başlarken, saka görevlisi, bir miktar suyu: Bismillahirrahmanirrahim. Ve cealnâ minel mai küllü şeyh’in Hayy. Allahümme Ecelhü şifaün min küllü dai.” (Enbiya, 30) Kuran ayetini ve hadisi okuyarak, elindeki suyu Mürşit’e verir. Mürit, bu suyun üzerine dua okur ve okunmuş su, görgüden geçenlere birer yudum içirilir. Buna tarik suyu veya pişmanlık suyu denir. İnsan bu suyu içip, tarikin altına yatmadan önce daha önce söylediğim gibi, binlerce tövbe eder.

 



Yorum Yaz


Twitter